İçeriğe geç →

Gıcık Oluyorum! Yazılar

gıcık oluyorum: derbi

Bu derbi midir?

Evet derbidir.

Ya bu derbi midir?

Fenerbahçe – Beşiktaş

evet derbidir.

Peki bu derbi midir?

Galatasaray – Trabzon

Bu derbi merbi değildir.

Yaa. Peki o zaman bu derbi midir?

Beşiktaş – İstanbul Büyük Şehir Belediye

Evet, hem de sapına kadar derbidir.

Madem kelimelere kafanıza göre anlam yükleyesiniz var, o zaman hiç olmazsa Türkçe bi uydurmasyon kelime kullanın da (“Ferdi” olabilir mesela bi öneri olarak, ya da “Gordi” hımmm ) hem yeni bi kelime icat etmiş olun, hem de adamı gıcık etmeyin!

Yorumlar kapalı

prensiplerim var: durak taksisi mi : ASLA!!

asla duraktan taksiye binmem. iki elim kanda olsa, ayağım kopsa, gökten kardanadam yağsa, yine de yola kadar sürünür ve yoldan binerim. bu durumda insan sorar: yoldan çevirdiğin taksi de özünde, aslen kendi içinde durak taksisi değil midir? evet olabilir … ama olay taksinin kendi içinde ne tür bir taksi olduğu noktasında düğümlenmiyor. burada taksi dna’sı incelemiyoruz. irdelediğimiz konu, yolcunun istek listesinde yer alabilen “yakına gitmek istemek” ve şöförün beklenti çukurunda kıvranan “cehhennemin dibine gidecek bir kek” beklemek eylemleri arasındaki uçurumda gerili, gerilim dolu bir çamaşır ipidir.

cehennemin dibine gidecek olsam bile yoldan binerim; çünkü durakta bekleyen taksi şöförü sevgi dolu, hayata pozitif bakan, onu olduğu gibi kabul eden bir insan değildir. oysa yolda giden taksi şöförü öyle mi ya… o bir garip sevda yolcusudur.

Yorumlar kapalı

Hem gıcık oluyorum hem yoksa uzaylı mıyım: iki resim arasındaki bilmemkaç fark olayı


Küçüklüğümden beri her daim gıcık olurum. Neymiş: iki resmin arasındaki bilmemkaç farkı bulacakmışım. Abi tamam buluruz da, nitekim buluyoruz da yok bunun şapkası var bunun yok, yok bunun şemşiyenin ucu kıvrık bunun değil babında; benim yine de anlamadığım bişey var.

Misal yukarıdaki iki resme bakın. Aradaki iki farkı söyleyin. Cevabı aşağıda:

1. Resimlerden solda olanı solda mıdır? Evet soldadır..
2. Resimlerden sağda olanı peki sağda mıdır? Evet, sağdadır. …..Vay canına.

Bu kadar bariz fark varken resimlerin kılına tüyüne neden bakıp şu güzel ömrü yokuşa, derde, tasaya süreyim. Al sana fark.

Yorumlar kapalı

Gıcık Oluyorum 1: 3 Silahşörler

Atos Portos Aramis Atos Portos Aramis… Yıllar yılı ezberlenmiş bir terane gidiliyor. Neymiş, üç silahşörlermiş… Sanki bizim saymamız yok! Dartanyan ne oluyor peki, onu niye adam yerine koymuyorsunuz? Üstelik bu üç ne işe yaradığı belirsiz herifin postunu kurtaran da Dartanyan, her pis işi yapan da Dartanyan. Bu kadar adam kayırmacılığa pes doğrusu!

Dartanyan’a yapılan bu haksızlığı daha küçükkenden bile kaldıramadığımdan olacak, ilk kedimin adını Dartanyan koymuştum. Annem “aaa ne pis şey bu böyle, her yanı çamur içinde, vallah olmaz, dur yıkamam lazım” deyip hayvanı çamaşır leğeninde çitilediği için sabahı çıkaramamıştı ama Dartanyan’ın bu zamansız ölümünün üzerimde üç etkisi oldu:
1. pislik ve kötülük ihtirasım daha da arttı
2. titiz insanlara gıcık olmaya başladım
3. Kararlılığım arttı. Dartanyan’a yapılan bu haksızlık karşısında haklı mücadelem 3 silahşörlerin adı 4 silahşörler olarak değiştirilene kadar devam edecek. Acayip kararlıyım. Bu konuyu tarihçilere, edebiyatçılara bile bırakmıycam. Hemen şimdi kanun çıkarıyorum, evimin sınırları içinde 4 silahşörler yerine 3 silahşörler diyene kirpikleriyle 3 baş soğan kestiriyorum.

Yorumlar kapalı

Yoksa ben uzaylı mıyım yazı dizisi 6: Bir web sitesi bünyede kriptonit etkisi yaratır mı?

Normal bir insan, bir Türk insanı, şu web sitesine girdiğinde normal reaksiyonlar göstermektedir:

www.turktelekom.com.tr

Ben girdiğimde ise bu site üzerimde kriptonit etkisi yapıyor. Tansiyonum bir düşüyor bir yükseliyor. Avuçlarım terliyor. Sinirlenip bağırmaya başlıyorum, sevdiklerimi istemeden incitiyorum. Bambaşka bir insana dönüşüyorum.

Nedir? Sıradan bir web sitesi. Türk Telekom’un resmi şirket web sitesi. Öyleyse nedir bu gereksiz asabiyet?

Efendim şöyle izah edeyim. TV’de basbas reklamları dönen bir şirket düşünün. Turbo ADSL’ler, Cem Yılmazlar, VADSL olayı, CEBIT’e katılmalar, Türkiye teknoloji şirketleri listesinin zirvesinde yer almalar, Türk Internet aleminin tepesinde yer alan bir şirket, Türk internetini yöneten bir şirket, bir devlet şirketi de değil üstelik, ÖZELLEŞTİRİLMİŞ, ÖZEL bir şirket.

O zaman soralım: BU NE KEPAZELİK???? BU NASIL WEB SİTESİ???? İşini seven, işgüzar köy öğretmenleri tarafından yapılmış birçok köy ilkokulu web sitesi gösterebilirim size ki: HEPSİ BU WEB SİTESİNDEN DAHA KALİTELİDİR. Türk İnternetini yöneten şirketin web sitesine İBRETLE bakın. Ben kavga etmeden önce mutlaka açar bakarım, cinnet katsayımı yükseltiyor çünkü.

İşin asıl kepazece olan kısmı ise bu firmanın TV reklamlarına milyonlarca lira dökerken, ülkeye internet satmaya, hesapta internet bilinci vermeye çalışırken kendi web sitesine yıllardır tek bir çakıl taşı bile eklememiş olması. Bu siteden herhangibir konuda herhangibir bilgi alamazsınız. Bu site buna karşılık herhangibir olumlu imajı yansıtmaya yönelik bir pazarlama aracı biçiminde de kullanılmamaktadır. Bu site apaçık ki, HER FİRMANIN WEB SİTESİ OLMALIDIR KANUNU çerçevesinde yıllar önce, TT henüz bir devlet kuruluşu iken, belli bir formaliteyi yerine getirmek amacıyla azbiraz html bilen bazı TT memurlarına yaptırılmıştır. Şirket yıllardır ÖZEL olmasına rağmen, bütün reklam kampanyalarına, devasa reklam bütçelerine rağmen bu web sitesi aynıdır.

Bu site şunu gösteriyor: Türk Telekom’un gerçek kurumsal kimliğini! Reklamlar, göz boyamalar, teknoloji sancaktarlığı palavraları falan bir yana. Türk Telekom’un gerçek kimliği budur. Herhangibir sebeple bir Türk Telekom şubesine gidip herhangibir işlem yaptırmaya çalışın. Bu kimliği orada göreceksiniz. Nereye ne soracağınızı bilemeden, sıra olduğunu bilmediğiniz bir sırada bekler, kalem olmayan bir ortamda kalemle doldurulması gereken formları tırnaklarınızla kazıyarak doldurmaya çalışır, yanınızda hazır bulundurmanız gereken evrakları hazır bulundurmadığınızı ve hazırlayarak tekrar sıraya girmeniz gerektiğini ancak sıranın sonundaki memur kılıklı ÖZEL SEKTÖR çalışanının memurumsu defeder ve bıkkın cümlemsi kıvrınımlarında anlamaya çalışır, aman allahım bu sürece bir daha girmesem olmaz mı düşüncesi ile telefonla işlem yapmak istediğinizde ise Call Center görevlileri tarafından azarlanırsınız. Türk Telekom web sitesi ise, Cem Yılmazın vs aksine bu konuda sizi uyarmıştır. O yüzden internete güvenebilirsiniz. Internet dışında herşey palavradır.

Türk Telekom reklamlarda kullanarak, milletin gözünü boyamaya çalıştığı imajın gerçekten sahibi olsa:
1. Türk Telekom’da çalıştığını “idda eden” her ama herkes anında KOVULUR.
2. Bu web sitesi böyle olmaz.
3. TV reklamlarının yanı sıra Internet reklamlarına da önemli bütçe ayırır.
4. Bu işi artık göz boyamayla idare edemeyeceğini bildiği için ISP şirketlerinin ümüğünü sıkmayı bırakır.
5. Rekabet ortamında hayatta kalabilmek için “Gerçek anlamda hizmet” önermeye başlar.

Yorumlar kapalı

Yoksa ben uzaylı mıyım yazı dizisi 5: TV’de TV reklamı görünce TV almaktan vaz geçerim

Sıfır noktasında, acaba bir plazma alsam mı bilinçaltı akışı ile izlemeye başladığım reklamda az sonra karşılaşacağım imgeler: çılgınca koşturan kertenkele, neşeyle kanat çırpan otuzbin farklı renkte tüylü kuşlar, ayaklarıyla da sulara sulara vuruyor keratalar, onların ayaklarının vurduğu yerde sıçrayan sular güneş ışıklarının süzüm süzüm süzüldüğü tropikal bir gölgelikte minimini gökkuşaklarına gözlerimi sarıp sarmalıyorlar…

akabinde düşünüyorum: ya arkadaşım, benim 37 ekran, ekranı da içeri gömçmüş, polis yakalasa tarihi eser kaçakçısı diye içeri atılmama neden olucak TVim, ne ŞAHANE aletmiş yaa. Bu ne güzel görüntüdür, ne güzel renkler bunlar. Aşığım TVme. Hayatta değiştirmem.

Yorumlar kapalı

Depresyon Nedir? Neden Olur?

Altına sıçıyorsun. Küçüklüğünü hatırla. Cıvık olucak yalnız, lav gibi paçalarından sıcak sıcak akıcak. Toplum içindesin; insanlar sana bakıp dalga geçecekler diye endişelisin en başta ama bu endişe sanıldığından çok daha çabuk geçer. Daha sıçman bitmeden ilk endişeyi üzerinden atmışsındır. Çünkü insanlar sana dalga geçerek değil, alayla değil, tiksinerek bakmaktadır. Onların alanlarını ihlal etmektesin, bok kokunla canlarını sıkıyorsun, gebermeni tercih ediyorlar, alay edilecek kadar egosal tehdit oluşturabilecek bir durumun yok. Bu noktada suratın düşecek ilkin ama ağlamayacaksın. Bu noktada ağlanmaz. Endişeyle birlikte utanç da geçip gidiyor. Şimdi nefret edilen ve garipsenen bu insanla arandaki bilinçsel ve algısal mesafeyi kat etme zamanıdır.

Bu mesafeyi kat etmek için genellikle işersin. Kakanın yanında iyi gider; doğal refleks. İki yoldaş şu an birlikte yoldalar, sıcak sıcak gidiyorlar. Bunu neden yaptın şimdi? Sıçtığın yetmezmiş gibi bir de işedin.

Çünkü rezilliği maksimize etmek eğilimindesin. İnsan acayip bir yaratıktır. Herşeyi en tepede yaşamak ister. Sanırım içine doğduğu dünya ile uyumsuzluğundan kaynaklanan bir durum. İnsan karmaşık düşünme sistematiği ile kendisini çevrelendiren dünyadaki doğal basitlikle sürekli bir zıtlaşma içindedir. Paper Tigers.. Kendine bu yüzden soyut, bu dünyada karşılığı olmayan ama ancak düşünme sistematiğini tatmin edeceğini düşündüğü idealler icat eder. Maksimizasyon bu yaşam biçiminin doğal bir sonucu.

İşinde bir numara olmak istersin, genel müdür olmak. Nedense herkes Genel müdür olmak ister, bu durumda çalışanlar kim olacaktır belli değil. Zengin olmak istersin ama bunun da “sonunda zengin oldum” sınırı yoktur. Aşk istersin, birine aşık olduğuna kendini ikna edersin, sonra bu da yetmez, o duyguyu daha fazla istersin. Bu süreçtir ki zaten insanları evliliğe falan götürür. Mutluluk isteğinin de bunda etkisi var tabi. Hep daha fazla mutluluk peşindesindir. Bu da sürekli artan bir ivmede beklenir. Sadece bu kadar da değil. Mutsuz olmak istersin; mutsuz olduğunda bunu en şiddetli biçimde yaşamak istersin. Tüm bunlar seni çevrenden, dünyadaki basitlikten ayrıştıracak olan şeyler.

Depresyon işte bak bunun sonucu oluyor. Bir maksimize mutsuzluk arzulama hali. Depresyonun başlangıç noktası neresidir derseniz ise: yukarıdaki hallerden herhangibirinin (zenginlik, aşk, mutluluk vs) maksimizasyonunun aslında önemsiz olduğunu nihayet farkettiğin andır. Aha matrixi gördüm dediğin. Bu noktada bilincin seni kurtarabilmek ve matrikse geri döndürebilmek için tam tersi yönde bir maksimizasyon çabasına girer, başka deyişle minimizasyona, ama yine başka doğrultuda olsa da yine aykırılaşma çabasına: maksimum mutsuzluğa, depresyona gidiyorsun. Hayırlı yolculuklar.

Yorumlar kapalı

kısaca 4: slow müzik olayı

slow müzik dinlerken kafam ağrır. bazen midem de bulanır, bi tiksinti oluşur. hele aşk meşk yüceltisi konulu müziğe hiç dayanamam. up-beat’de kafam dinleniyor. misal, nirvananın en dinlendirici şarkıları bijuuu bijuuu vıjt vıjt biçiminde olanlarıdır. xiu xiu’nun vujjjjj vujjjj şarkılarına da hastayım. neden? AM radyo dalgası gibi, herhalde uzaktaki dostlarımdan mesaj mı bekliyorum, nedir, anlamıyorum.

Yorumlar kapalı

Yoksa ben uzaylı mıyım yazı dizisi 3: lost olayı

seyretmedim seyretmem dicem ama daha da fena: bikaç bölüm seyrettim en başından, bu ne böyle ya dedim kapattım. seyretmem, hapını yapsalar içmem.

Yorumlar kapalı

Yoksa ben uzaylı mıyım yazı dizisi 2: ya da türkler lüzumsuz işleri sevip akılsız başlarının cezasını çeken evliyalar gezegeninden geliyorlar

bu her zaman olan bişidir… bayramlarda, ya da geçenlerde olduğu gibi okullar falan açıldığında, ara sıra toplu taşıma sistemleri, köprü geçişleri vs ücretsiz olur. Ne hikmetse bu süreçte, otobüse binip akbil basmaya çalışanları, metro girişinde fıldır fıldır jeton arayanları, gişelerde durup durup güvensiz bakışlarla “doğru bişey mi yapıyorum” acaba diyen tüm o insanları bıkkın bir 
sesle cevaplayan biri olur. hatta kimi zaman kızgın bi sesle.

Bu birisi otobüs şöförü, güvenlik görevlisi, oradan geçmekte olan biri, ya da çoğunlukla başka bir vatandaştır. Şöför, zabahtan beri, hatta günlerdir, “geeeeç iiiiiiin geeeeç iiiiiin” demekten artık gevremiş olduğundan ne dediğini zaten kimse anlamaz, “akbili daha hızlı basayım da bu bıkkın adamı daha fazla cozurtmadan arkalara ilerleyim uyarısı bu” deyip akbiline davrananlar çokça görülür.

Nedense bu ülkede BİR TEK ALLAH KULUNUN AKLINA ŞURAYA BİR YAZI ASAYIM DA KİMSE SORMAK ZORUNDA KALMASIN DEMEK GELMEZ. AKBİL MAKİNASINI
KAPATMAK DA GELMEZ. Kimse belediyelerin fan kuluplarına üye değildir, 
kimsenin haber seyretme zorunluluğu yoktur, 
kimse anasından bu tür bilgilerle doğmamaktadır. 
Üstelik Türkçe bilmeyen bir dolu insan, turistler de olabilir. Ama bırakın
İngilizceyi geçtim bakın, TÜRKÇE kardeşim, TÜRKÇE olarak bile kimse iki satır yazı yazmaz. Bu durumda birsürü ruh hali var, hiçbirisi bana ait olmayan, 
ve bana 
hakkatten uzaylı olduğumu hissettiren. Buyrun bakalım:

1. Öyle sabahtan akşama kadar o aynı soruya aynı cevabı bıkmadan, kimi zaman bıkarak, kimi zaman öfkeyle veren görevli adam.
2. Kendisine gayet doğal olarak sorduğu bu soruya karşı trip yapılan, bağrılan, nerdeyse “yuh bilmiyor musun öküz” diye hitap edilen ve buna rağmen bu durumu sineye çeken insan.
3. Akbili bastığı halde, “aaaa niye bastın beleştiiii” dendiği durumda “ya öyle mi tüh” diyen insan.
4. hesapta insanlara kolaylık yaptığını düşünerek beleş ulaşım kararını alan, ama insanlara şuncacık değeri vermediğini iki satır uyarı yazmayarak belli eden çelişkili yönetici insan
5. şu örneği okuyup da hala türk insanının pratik zekasından bahsedebilen ezberci insan
6. bu acaipliği yadırgayaman insan

Bir de benim en dayanamadığım bazı yollar kapatılıp bazı otobüs seferleri iptal edildiği hallerde bile otobüs durağına uyarı yazmayıp orada otuz kişiyi, dayanıklılık seviyelerini ölçmek ister gibi tutan toplu taşıma ustalarıdır. Sona kalana ödül vermek için diycem  ama sona kalanın kim olduğu hiç belli olmaz, çünkü durağa sürekli yeni birileri gelir. Ya bence uzaylılar türk insanının elastikiyeti üzerinde bir takım deneyler yapıyorlar ve sizi macun olarak kullanacaklar, ya da MTV “Boiling Points” yarışmasını Türkiye’de uygulamadan önce fizibilite çalışması yapıyor. İkincisi doğruysa bu durum yakında biter çünkü “burada batarız” deyip giderler, sabredelim.

Yorumlar kapalı