İçeriğe geç →

Kategori: türkçe meali

türkçe meali: oynuyor!

bu laf da türkçe meali ailemizin en yeni üyelerinden bir tanesi. son dönemde ekranlarda dönen yarışma programlarının en has lafı işte bu. kısaca anlatmak gerekirse bir örneğe başvurmakta fayda var:

yemekteyiz programından bir sahne. yarışma arkadaşının (rakibinin) sofrasında, rakibi tarafından hazırlanmış yemeği onun servisiyle yiyen yarışmacı, hemen akabinde kamera karşısında tek başına yemeği değerlendiriyor:

şuursuz eleman: “yemek çok güzeldi. tatlı nefisti. sofrayı da çok güzel donatmıştı. çiçekler, tabaklar çok güzeldi. çok da temizdi. servis de çok iyiydi. ne istediysek hemen getirdi. ev sahibi olarak bizimle çok iyi ilgilendi. .. yani oynuyor ..”

şuursuz elemanımızın dediklerine bakarsak, rakibi dört dörtlük bir sofra hazırlamış ve herşeyi mükemmelen yapmış. Eee tamam, sorun ne o zaman? Bu “OYNUYOR” lafı da ne manaya geliyor? 😉

yani Türkçemizde artık bir işi layığıyla, en iyi biçimde yapmaya kısaca “oynuyor” diyoruz. yapmayınca sıfırı çekiyosun. yapınca da “oynuyor” oluyorsun. bu durumda eğer sıfır çekmek ve/veya hakkınızda “oynuyor” denmesini istemiyosanız size tavsiyem kendinizi yere atıp sara nöbeti geçiriyormuş numarası yapmanız. :)))

Yorumlar kapalı

türkçe meali: elektrik alamıyorum

eskiden çiftleşmek isteyen kadın ve erkeklerin kamera önünde tutsak edildiği programlar (gelin kaynana misali big brother türevi) revaçtayken bu laf daha yoğun kullanılırdı. şimdi daha mobil biçimde, programa gel – paravanı kaldır – elemanı gör – elektriği aldın mı – aldım / almadım şeklinde çoktan seçmeli biçimde kullanılıyor olsa da halen tedavülde olan bi lafımızdır. güzel türkçemizin ince tellerinden biridir.

peki ama “elektriği alamıyorum” demek ne demektir. bu lafı diyen aslında ne demek istemektedir. elektrik alamıyor oluşun türkçe meali nedir?

bu aslında iyi bi laftır. türk insanı kimsenin suratına kolay kolay direkt “senden hoşlanmadım”, “tipim değilsin”, “kelsin”, “çirkinsin”, “şişmansın”, “zayıfsın” vs vs diyemez. etkin bir eylem olan “beğenmemek” eylemi bu laf sayesinde edilgen bi hale getirilir. anlık, şartlara bağlıymış izlenimi verilir (sanki farklı şartlarda o elektriğin alınabilme imkanı varmış izlenimi yaratılır) kişi beğenmeyişinden kendini ve karşı tarafı soyutlamanın yollarında ilerlemeye koyulur. içinde “elektrik” yabancı kelimesini bulunduruşu ve soyut bi manası oluşu nedeniyle de, lafa konu kişilerin (beğenilen ve beğenilmeyen) üzerlerine minimum derecede alınacakları bir yabancılık atmosferi sağlanmış olur.

karşı tarafla fazla muhatap olmadan, atışıp kapışmadan “hoşlanmama” eylemini kısa bir frekansta kazasız belasız sonlandırmamızı sağlamaya yönelik kalıp, sakız gibi bi lafımızdır. bir nesil “elektrik alamadan” büyümektedir.

Tek Yorum

dünyanın en açıklı şarkısının türkçe meali

Bunny Gamer – Xiu Xiu (acıklı olcam diye illa slow olayım önkoşulu yok – al sana mis gibi cıscıs yerlerde sürünen ruhsal açılımlar)

It feels retarded, I want you to like me
-gerizekalı mıyım yoksa hakkatten, elim ayağım dolanıyo, sev istiyom sen de beni
Will you be there tonight?
-gelcen mi bu gece, yoksa yedin mi gene beni?
Do you mean it when you say what you say?
-ne dedin? demin bişey dedin sen ama bişey demek istedin?
Fixing up my hair,
-saçımı düzeltiyim lan
I want to impress you
-gözüne girmek lazım aşk objesinin bozuk saçla görmesin cibilliyetsiz halimi
Today and everyday,
-sadece bugun değil, hiş görmesin default olarak filinta gibi olmalıyım
Okay, okay okay, okay
-tamam tamam ya sakin sakin

So what do you want?
-hah iyiyim şimdi hava da aldım, ne istiyon şimdi de bakyim bi daa,
I want to be careless too
-tabi canım ben de seni sallamamak istiyorum zaten,
So much waiting, so much sitting alone
– ha ne! ama tamam da ben seni o kadar bekledim
When you say what you say,
-bişey dediğinde ağzının içine düşüyorum gerçi, anlamadım diyorsam sırf bi daha düşmek için
It’s not what I thought, it’s really nothing at all
-önemsiz bişey söylüyosun, akbilin bitmiş, tamam ama bişey var başka bişey
I’m not who you want,
-tonundan anlarım, ben senin uzmanınım artık başka bi bokun olamasam da bu saatten sonra: istediğin ben değilim
Alright, alright alright, alright
-tamam tamam tamam tamam ona da tamam

Bunny gamer, stand up, bunny gamer, Where have you been all of my life?
-bokunu yediğimin hoppacık tavşan kılıklısı, kalk git lan, zittir git burdan. zaten nerdeydin ben bu güne gelene kadar. aşk bana fazla lan
Bunny gamer, take me with you,
-ya yok gitme, sen bana bakma, beni de al götür lan
Okay, okay okay, okay
-tamam tamam iyiyim yok bişeyim, adam gidiyorum dedi ya pat diye, tansiyonum düştü, geçer birazdan, bırakın tamam
Bunny gamer, sit down, bunny gamer,
-otur hoppa tavşanım otur ben sana şaka dedim git diye
Where have you been all night?
-nerdeydin bütün gece, bütün hayatım gece
Bunny gamer, leave me alone,
-ya tamam git başımdan yannız bırak beni, hep acı şeyler diyon
Alright, alright alright, alright
-tamam tamam tamam tamam, iyiyim, iyiyim, gitme lan gitme…

Yorumlar kapalı

Türkçe Meali: Puan ya da puanlar almaya geldik..

Futbolda kazanınca 3 (üç) puan, berabere kalınca 1 (bir) puan alındığı göz önüne alındığında, tüm deplasman takımı oyuncularının dilinden düşmeyen bu YENİ lafın Türkçe meali şu mu oluyor: Buraya kazanmaya ya da berabere kalmaya geldik. Hımmm… İlginçç. Hanım bak, puan ya da puanlar almaya gelmişler, hemen idda oynamalıyım!

Yani Türkçe meali şu mu oluyor: Buraya berabere kalmaya ya da kazanmaya geldik. Allah allah!!! Daha neler göreceğiz acaba?

Bunun Türkçe meali peki şu mu oluyor: Buraya kaybetmeye gelmedik. O zaman bir de şöyle bir durum var ki, futbolcu kardeşimiz takımca o durumda olunmadığını ısrarla belirtmek durumunda hissediyor kendini: Buraya puan ya da puanlar almamaya, yani kaybetmeye geldik.

Kaybetmek için bir maça çıkılmayacağına göre bu durumda bu lafın Türkçe meali bu mu oluyor: Şu anda laf olsun diye boş boş konuşuyorum. Top işte tepicez arkadaşlarla beraber. Bi tane top ve peşinde koşturan 22 tane adam hakkında bu kadar laf oluyorsa, elbette bu lafın bittiği bi yer de olacak. Hah ben de o noktadayım şu anda. Yani var mısın yok musun yarışmasında önlerindeki kutuyu açmadan önce laf olsun, zaman geçsin, program olsun diye kutuyu okşayıp “uuuuu hissseddiyorum çok şahane uuuuu” demekten başka birşey yapamayan elamanların durumundayım. Dediklerime fazla takılmayın o yüzden, yoksa beyniniz tek hücreli organizmaya dönüşecek yakında!!

Türkçe meali ekibinin önerisi tüm seven ve sevilen taraftarlar için geliyor.. İşte yeni sloganınız. Tüketin!!!:

“Ölmeye ölmeye ölmeye geldiiik! Puan ya da puanlar almaya geldiiik!”

Yorumlar kapalı

Türkçe meali: Kurumsal Çocuk Hırsızları


Bloguma yeni bir grup açıyorum: Türkçe meali. Bu gruptaki uygulamalara komple gıcık olmakla birlikte, salt gıcık olarak işin içinden sıyrılmayı kendime yediremem. Aslında yaşanmakta olan olayların tercümesini de sunmalıyım. Ne dediler, ama aslında ne demek istiyorlar? Özellikle reklamlara dikkatli baktığınızda görülebilen bazı gıcık ötesi mesajlar var ve direkt Türkçe Meali başlığının altına, cehennemin dibine gidiyorlar.

Chan Wook Park, intikam üçlemesini oluşturan filmlerinde konu olarak sık kullandığı “çocuk kaçıranlar” başlığını irdelerken şöyle bir ayrım yapar: “Dünyada iki çeşit çocuk hırsızı vardır: iyi olanlar ve kötü olanlar”. Hımmm, tam olarak öyle değil. Çünkü bir üçüncü grup çocuk hırsızı daha var ki bunları bu başlık altında “Kurumsal Çocuk Hırsızları” olarak irdeleyeceğiz.

Çocuk hırsızlığı mesleğinin bu kadar popüler ve dünyanın her yanında uygulanır olmasının nedeni elbette ki çocukların veliler için birer yumuşak karın olmasına dayanıyor. Koskaca, nasırlaşmış insanlar, konu çocukları oldu mu canevlerinden vurulmuşa döner. Velilerin bu zaaflarını bilen çocuk hırsızları da onları bu yumuşak ve hassas noktalarından yakalamaya çalışırlar.

Kurumsal çocuk hırsızı dediğim grup şöyle çalışıyor: Konvansiyonel çocuk hırsızları gibi çocuğunuzu fiziksel olarak kaçırmıyorlar ama tıpkı konvansiyonel çocuk hırsızları gibi, eğer istediklerini yapmazsanız çocuğunuzun hayatını mahvedecekleri tehditinden geri kalmıyorlar. Çok ilginç. Çocuğunuz yanınızda oturuyor oluyor ama kurumsal çocuk hırsızı, o anda izlemekte olduğunuz reklam aracılığı ile size şöyle diyor: Bak kardeşim çocuğuna dikkatle… Doktor mu olucak yoksa mühendis mi sence? Ha ne dersin… Tabi doktor, mühendis olmasını istersen… Hahahahaha!!! Bunun bir bedeli var ama koçum. Ya omega 3, b vitamini, d vitamini ve muhteşem diğer tırıvırı özütlerle dolu şu elimde görmüş olduğun meyveli yoğurtu alır ve çocuğuna yedirirsin, ya da gözyaşları içinde çocuğunun bir memur, gece bekçisi, meczup ya da berduş olmasını izlersin. Keyfin bilir… Sonra üzülürsün bak koçum, demedi deme. Üç liralık yoğurdu çocuğundan esirgersen bunun vebali senin boynuna olur. Nasıl taşıyacaksın bu günahı? Hem bak çocuğun da istiyor beni ve sevimli timsahların ardına sakladığım sonsuz omega 3 kaynağına açılan lezzetimi. Hadi güzelim, ne sen üzül ne de biz üzülelim, al paşa paşa şu yoğurdu, çikolatayı, pudingi, neyse ne. Yeter ki al…

Birileri bu reklamları tasarlarken, kapalı kapılar ardında bunları düşünüyor. Bu cümleleri usturuplu, bu şekilde direkt anlaşılmayacak, ama dolaylı olarak tam bu şekilde anlaşılacak biçimde anlatmanın yolunu arıyorlar. Kurumsal çocuk hırsızları ve onların reklamcı yardakçıları. Ama Gökhan Toka ve Türkçe Meali ekibinden kaçmaz, kaçmıyor… Gıcık oluyorum, engel olamıyorum.

Yorumlar kapalı