İçeriğe geç →

Kategori: hastasıyım

Hastasıyım: KEK


bir yeme objesi olarak değil kek, öyle gelir geçer bir heves değil benimkisi, ben seni fonetik açıdan seviyorum.

gavurcadan mı geldin nerden geldin bilmiyorum ama muhtemelen ingilizceden geldin sen.

CAKE (okunuşu: KEYK)
Cümle içinde kullanalım: heeey its a piece of cake maaan! (hey itze piys of keyk men: baldan kolay, kolaydan kolay, kolayxkolay, kolaykare manasında)

bak şimdi, orjinalinde araya o Y giriyor ya, işte o tek harf işi bozuyor. o sevimli, o sempatik KEK gidiyor yerine bambaşka, bir yabancı, bir gavur, bir ağdalı, bir uzak insan, bir karizmatik, bir işi yokuşa süren KEYK geliyor. o derece karizma bir fonetiğe ulaşılabiliyor ki bu bir tek eklenen Y sayesinde, adamlar bu isimle rock grubu bile kurabiliyorlar. KEEEYYYYKKKK! pes doğrusu… oysa ki sen ne sevimli ne sempatik bir objesin KEK, ne kolaysın KEK, ne easy goer sın sen KEK. Çok firendlisin. KEYK olmak sana göre değil KEK, sen KEK olmalısın ezelden evvele!

senin türk dil kurumunun kapısından girdiğin o ilk günü dün gibi hatırlıyorum. karizmatik dış görünüşünün ardında saklamaya çalıştığın ürkeklikle ayak bastığın kurumumuzda gözler seni adım adım izlemişti. oturduğun bekleme salonunda ne zaman ki üzerindeki kuyruklu, yakaları dik Y yakalı swetşörtünü bunalıp çıkardın o zaman işte seninle dost olmam gerektiğini, seni sevmem gerektiğini anladım KEK. Çünkü sen KEK tin, sen bizden biriydin. Sevecendin.

KEK MİSİN? misal: ne kadar harika, ne kadar muazzam bir laf öbeği, sende biraz şafşallık var mı manasında. senin alçakgönüllü sempatikliğin, kolaylığın, easy goer lığın ne de güzel anlama kavuşturuyor bu cümleyi! Kek misin? bravoo, gerçekten bravoo! üç harfle, orjinalinden çok çok daha iyi, amaca yönelik. kutluyorum bu harf düşmesini.

ve diyorum ki avrupa avrupa duy sesimizi. bunu sizden almış olabiliriz ama biz çook daha iyisini yaptık.

nitekim bu düşüncemi yurtdışında bazı arkadaşlarıma da çıtlattım. aldığım ilk tepkileri sıcağı sıcağına paylaşıyorum:

tepki 1: men you turkish people you are damn crazy, what a wonderfıl, what a fantastik dizpozişitın end rejeneration of mindbreyking and nervreyking and graoundşeyking innoveyşın.

tepki 2: wat dı fak, du yu now about dı hour!

tepki 3: lets call it a KEK, while we are wearing a CAP, riding a CAB

Yorumlar kapalı

Otellerin tek sevdiğim huyu

Otellerden nefret ederim. Uzaktan bakarken nefret etmem. İçinde kalacaksam nefret ederim. En kralı bile nihayetinde cinstir. Tuhaf tuhaf mobilyalar olur bir de ultra lükslerinde. Ruhumu daraltan motiflerde halılar ve perdeler olur. Bellboylar olur ve tabi temizlikçiler. Ultra lüks konseptine birebir zıt gerçek insanlar. Oteller yalancıdır. Sahtekardır oteller. Resepsiyonda gıcık tipler olur sonra. Onlar nedense otel toplumunun elit tabakası, sahibi gibi dinelir göz süzerler öyle. Onlara görünmeden girip çıkamazsın da sonra otele, lüks tanımı içinde bu heriflere görünmeden girip çıkma lüksü yoktur. Bunlardan da zaten bir Zebercet tınısı alırım.

Otelin tek sevdiğim huyu sabah kahvaltısında ananastır.

Yorumlar kapalı

hastasıyım: heyhey!

ne muhteşem bi laftır yahu: “heyheylerim üzerimde!”

resmen iki adet “hey” in yanyana gelmesi ile oluşmuştur. Hey de, gayet ünlemle birlikte kullanılan yüksek oktavda bir ses dilimidir. Ama adamlar ne yapmış? İki tane heyi yanyana getirip bir ruh durumu yaratmışlar. Muhteşem bi buluş. Bunun gibi başka birşey arasan bulamazsın. “Vak” var mesela ördek sesi olarak ama “Vakvaklarım üzerimde” ördekler dışında kimseye uygulanamıyor. “Hav” var, “havhavları” üzerinde denebilmesi için de kişinin bizzat köpek olması gerek. İnsan sesi olarak size verebileceğim unisex ve evrensel “Hor”, “Hır” gibi üç harfli modellerimizin hiçbiri bu tınıya sahip diyil.

Yorumlar kapalı