İçeriğe geç →

Kategori: anılar dünyası

anılar dünyası: karanlık popolu akraba ve azalan arzular


yıllar yıllar önce henüz masum bir çocukken yaşadığım bu olay üzerimde derin yaralar bırakmıştır. uzak bir akrabamızın davetlisi olarak bu kişinin yaz münasebetiyle ikame ettiği kampinge gitmiştik. denize girme arzusuyla gitmiş olduğum bu gezide ummadığım bir sürpriz beni bekliyordu. uğursuz bir karanlık kütle, uzak akrabanın karanlık poposu…

kampingde giyinip soyunmaya yer olmayınca kişi mayoların hep beraber çadırda giyilmesini önerdi. bu neden hep beraber yapılan bir eylemdi, neden bayrak yarışı gibi, sırayla yapılamıyordu bilemiyorum. herneyse hep beraber, bir sürü kocaman herifle beraber çadıra girildi. herkes aynı anda donları indirdi mayoları kaldırdı. bir ben yapamadım. uzak akrabanın karanlık kıllı poposu karşısında şaşkına dönmüştüm. bu samimiyet ve bu kadar kıl nerden geliyordu? büyüyünce benim popom da mı böyle olacaktı? insan kısa bir anlık zevk için, (denize girmenin birkaç saatlik zevki) kıllı popolar görmeli miydi?

o gün herkes denize girdi, bir ben girmedim 🙂

Yorumlar kapalı

kaseti ileri geri alma sağduyusu

az önce kötü müzik’e bir post yapıştırmıştım ki birden unutulmuş bir yeteneğim aklıma geldi. tam deli işi, uzay işi, göz nuri

eskiden cd teknolojisi henüz yokken. dünya kaset denen nesnenin tırtıklı boyundurukları altında inim inim inilerken…

sevdiğim bir şarkıyı tekrar dinlemek, veya sevmediğim bir şarkıyı geçip bir sonraki şarkıya selametle ulaşmak için bünyem metamorfoz geçirip başka, daha sağduyulu bir tür bünyeye evrilmişti. forward tuşuna sevmediğim şarkının başındaki boşluktayken basıp, sevmediğim şarkının sonundaki boşlukta durabiliyordum. aynı şekilde aynı işlemi sevdiğim şarkıyı tekrar dinlemek için de yapabiliyordum. şarkıların normal çalımdaki uzunluklarının fast forward ve fast backward modlarındaki izdüşümleri algısal düzlemimde mevcuttu. bu işlemleri her iki yöne de mükemmel olarak yapabiliyordum. boşluktan boşluğa…

ben kendime uzaylı demeyim de kim desin, ben yalnız olmayım da kim olsun. ah starman ah, ahh jeff bridges ah, sen ne güzel adamdın. şurda olsaydın şimdi de iki el tavla atsaydık

Yorumlar kapalı

Kaç gün kalcan???

Küçükken evimize misafir geldiğinde açılış cümlem buydu. Kapıdan giren misafirin karşısına kazık gibi dikilir ve yol yorgunu kişiye soruyu zınk diye patlatırdım: KAÇ GÜN KALACAN?

Annem bu soru karşısında hep kızardı bana. “Oğlum misafire öyle soru sorulur mu aaa ne kadar ayıp” diyerekten. Her misafir geldiğinde gözümün içine bakar, kaş göz yardımıyla yook yoooook duygusu vermeye çalışırdı ama kendime engel olamazdım. Ve anneme baka baka ağır çekimde gelen soru: KAÇ GÜN KALACAN?

Oysa ki annem bilmezdi: benim derdim misafir kişisiyle alıp verememe derdi değildi. Bilakis misafir gelsin evin ambiyansı değişsin ister, gelen gitmesin isterdim.

Benim derdim kendi takvimimi planlamaktı arkadaş! Üç gün kalacaksa ona göre beş gün kalacaksa ona göre, hiç kalmayacaksa, bakıp kaçacaksa ona göre plan program yapmalı sonuçta. Çocuk olabilirdim ama nihayetinde benim de sıkecılım vardı yani. Misafirle geçirilecek günler ve saatler, sokakta oynayarak geçirilecek saatler itinayla planlanmalıydı. Aksi taktirde nasıl randıman alınabilirdi ki misafirden.

Aaah aaah… Beni hiç anlamadılar.

:=(

Yorumlar kapalı

tarihten bir yaprak: zülkade

3 silahşörlere ne denli gıcık olduğumla ilgili beyanımı okuyordum ki, dartanyan’dan önce de bir hayvanım olduğunu hatırladım bi an… hayal meyal. halının üzerindeki sarı pembe bir öbek: zülkade.

dartanyan’ın acı kaderini paylaşan zavallı zülkade.. zülkade bir kedi yavrusu olan dartanyan’ın aksine bir civcivdi. neşeli bir hayvandı. sık sık odanın ortasında sevimli ses efektleri çıkararak koşuşurdu. ne yalan söliyim, beni de coştururdu kerata bu neşesiyle: birlikte koştururduk.

sonra bigün koştururken üzerine bastım, son bir “vırç” efektiyle öldü zülkade. allah rahmet eylesin.

Yorumlar kapalı